Dile kolay… Sekiz yıl boyunca, kırk hanelik bir köyde üç yüz boğazı doyurmuş, askere azık yetiştirmiş efe kızlardı bunlar.Türkmen köylülerinin hepsi ağlıyordu. “Ne olursa olsun onun bağrı katıdır, gözünden yaş akmaz,” dedikleri bile ağlıyordu şimdi. Erkekler gördüklerine, kadınlar ve kızlar çektiklerine; herkes, içinden kopup gelenlere, kendine ağlıyordu. Gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarına düşüyor, fakat acele etmiyordu; ağır ağır, içte biriken yangını taşır gibi iniyordu. Öyle içten, öyle yanık ağlıyorlardı ki, insanın yüreği dayanmazdı.Mezarlığa vardıklarında kalabalık bir anda durdu. Rüzgâr sustu, kuşlar sesini kesti. O an Şeker Nene öne çıktı; bastonuna yaslandı, yüzünü toplananlara çevirdi. Sesi yaşlıydı ama sözü dimdikti:“Asker ağalar… Öldüler, öldüler de dirildiler. Kiminin başı öne eğik geldi, kiminin bedeni eksik. Onlar yokken, bu köye nasıl yettiyseniz, nasıl baktıysanız; bundan sonra da öyle olacak. Erkekleri ezmeyeceksiniz. Evlerinize, yuvanıza, kocalarınıza, çocuklarınıza yine aynı güçle sahip çıkacaksınız. Sizler güçlü kızlarsınız. Onlar yorgun savaşçılar; bezgin, yaralı erkekler. İdare edecek, kollayacak olan sizlersiniz. Çünkü şimdi tek bir davamız var: çoğalmak, tutunmak, yeniden ayağa kalkmak…”Söz mezarlığın taşlarına çarpıp geri döndü. Herkes sustu. Toprak, söylenenleri içine aldı.Kocadağ’ın başına karlar mı yağmışTürkmen köylüleri Pirenni’de esir mi kalmışBülbüller figan eylemiş, duguklar ağlamışGençler on dördünde yuvadan mı ayrılmışÖtme duguk, ötme… geri dönme vaktidirŞimdi evlerde gidenleri bekleme vaktidirGözler kapıda, kulak seste; anaların yüreği yastaKızların gönülleri isyanda, yaralı ve hastaÖtme duguk, ötme…
(Tanıtım Bülteninden)
Internet Explorer tarayıcısının 9.0 ve daha eski sürümlerini desteklememekteyiz. Web sitemizi doğru görüntüleyebilmek için tarayıcınızı güncelleyebilirsiniz, güncelleyemiyorsanız başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsiniz.