Başlığının da düşündürebileceği gibi, Ayrılış(lar) her şeyden önce bir ‘vedalar’ kitabı: Julian Barnes bu ‘son’ kitabında biz okurlarına bir kez daha yazarlığının başat izlekleri olan bellek’ten, anılar’dan, geçmişi aynen ‘olduğu gibi’ yeniden kurmak için harcadığımız sonsuz çabalardan söz ediyor, ama aynı zamanda da kendi hastalığının dokunaklı hikâyesini bütün ilginç ayrıntıları ve aşamalarıyla birbir anlatıyor. Ama sadece bunlardan da ibaret değil Ayrılış(lar).
Bu otobiyografik anlatının tam ortasında, Oxford’da okuduğu okul yıllarından tanımış olduğu arkadaşları Stephen ile Jean’in hikâyelerini, ortasında koskoca bir ‘delik’ olan bu kırk yıllık hikâyeyi de öykülüyor. Hem bir anlatıcıtanık, ama aynı zamanda da onların yaşamlarına derinden yön vermiş ve bunun vicdani sorumluluğunu taşımak zorunda kalmış bir kişi olarak. Seni Sevmiyorum ve Aşk vesaire başlıklı romanlarından üslup esintileri de taşıyan bu ilginç hikâyenin Ayrılış(lar)’ın metinsel bütünlüğü içinde bir köprü işlevi gördüğünü gözlemliyoruz.
Deneme, hikâye, günce, anı gibi doğrudan yazınsal formların yanı sıra arka arkaya sıraladığı sayısız anekdot, sosyolojik gözlem ve tıp alanına giren saptamalarla örülmüş bir metin olan Ayrılış(lar) Marcel Proust’un ünlü madeleine keki’nden hareketle İDOA’ların, yani ‘İstençdışı Otobiyografik Anılar’ın iç yüzünü laf arasında bir Proustçu olmadığını ileri sürerek keşfe çıkarken hem bu karmaşık kavramı enine boyuna sorguluyor, hem de onun örneği olabilecek çok sayıda vakanın geçerlilik koşullarını irdeliyor.
Internet Explorer tarayıcısının 9.0 ve daha eski sürümlerini desteklememekteyiz. Web sitemizi doğru görüntüleyebilmek için tarayıcınızı güncelleyebilirsiniz, güncelleyemiyorsanız başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsiniz.