Enes Dündar, sıradan karakterlerin hayatlarındaki kırılma anlarını, çocukluktan kalma öfkelerive insanın doğasına usul usul hükmetmeye başlayan karanlığı kendine has kalemiyle işliyoröykülerinde. Kurgunun sınırlarını balkonlardan izlenen hayatlardan, mutfaklarda fısıldanansırlardan başlatıp, vampir imamlara, kitaplardan fırlayan cinlere kadar genişletirken, biradımını da bu topraklarda yaşayan insanların sokaklarına atıyor. Taşranın dilini, kokusunu,masum bir çocuğun kafasında biçimlenmeye çalışan korkuları okurken gündelik olanıniçindeki tuhafı, merhametin içindeki zalimliği kara mizahın çeperlerinden süzüyor. Orwell'inHayvan Çiftliği romanında güçlü bir hiciv alegorisi olarak kullandığı hayvanlar gibi,Dündar'ın köpekleri, tavukları, horozları, boğaları, yılkıları bazen sert bir toplum eleştirisibazen de bilinçaltından süzülen gizli kalmış niyetleri açığa çıkarıyor. Dündar, ilk kitabındaokuru leziz bir hayvan çiftliğine, pardon edebiyat şölenine davet ediyor:"Yanan kömür sobalarını, grileşmiş atmosferin isini, evin içine geri tüten soba dumanınınkokusunu, sobanın demir sacına konan bayat ekmeğin çıtırlığını, o ekmeğin üstüne Sana yağısürüldükçe yumuşamasını, yarılmış kestanenin içinde oynaşan kurtçuğun kestaneyle beraberpişmesini, masmavi önlükleri, çiçek desenli sarımsı perdeleri, bozuk kasetlerin bantlarıylaoynanmasını, hayal meyal hatırlıyordu. Farklıydık işte."Bülent AYYILDIZ
(Tanıtım Bülteninden)
Internet Explorer tarayıcısının 9.0 ve daha eski sürümlerini desteklememekteyiz. Web sitemizi doğru görüntüleyebilmek için tarayıcınızı güncelleyebilirsiniz, güncelleyemiyorsanız başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsiniz.