Hayatta herkes kendi boşluğunu arar.Âşık olmak değildi bu; aşka düşmekti.Sahi aşk neydi? O gün gelir diye beklemek mi? Olmayacağını bile bile hayal kurmak mı? Ya da tam oldu derken terk edilmek miydi?Neydi aşk? Çok sevmek miydi? İki yırtık ruhun birbirine vermiş olduğu değer miydi?Çocukça bir inattı aslında biraz... Eski ilişkilerden kalmış, kalıplaşan yaraların ve yaşanamamışlıkların inadına her şeyi göze alabilmekti belki de... Uğruna canından bile geçebilmekti...Hasret ve gözyaşı ile yoğrulmuş karalamalar ve tutulan notlar geriye kalan tek şeydi. Kavuşamadıkça büyüdü, yaklaşamadıkça serpildi. Küskün bir bahar dalının güneşe direnişiydi ve belki de hiç gelmemiş ve hatta hiçgelmeyecek bir yaz mevsiminin solgun yüzüydü aşk... Ölümün bile bitiremediği, kökeni ve kaynağı ne olursa olsun sabit olan bir şey vardı ki; insan beyninin yasakları reddettiği ve eskilerden kalma mantık yumaklarına karşın; Onların aşkı vardı ve hakikatti.
(Tanıtım Bülteninden)
Internet Explorer tarayıcısının 9.0 ve daha eski sürümlerini desteklememekteyiz. Web sitemizi doğru görüntüleyebilmek için tarayıcınızı güncelleyebilirsiniz, güncelleyemiyorsanız başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsiniz.