Dolanıklığın gölgesinde büyüyen her insan bir iz bırakır; kimi kök olur, kimi rüzgâr, kimi yalnızca ses. Tanrı’nın aynaya düşürdüğü ışık, bazen bir çatlaktan sızar bazen de karanlığın içinden yükselir. Her hâl, insanın kendine varışının yeni bir adımıdır; her bağ, kendini yeniden tanımanın bir yolu.Ve en sonunda, bütün yollar sessizce aynı yere çıkar: Şimdi’ye. Şimdide var olma hâline...Girizgâh Her şeyin sesi sustuğunda geriye yalnızca tek bir “hâl” kalır. O hâl, olma hâlidir. Var olmak, sanıldığı kadar meşakkatli olmamasıyla beraber tek düze bir alışkanlıktır da. Kabul, karar bizzat o “hâl” içinde olana aittir. Geçmişin telaşı, geleceğin merakı yoktur o anda. O an ki hâl’in bizzat kendisidir. Kalem, kâğıda döküldü. Kâğıt, ne çok şey anlattı; bakan gözün duyma yeteneğine kalmış! Geçmiş, şimdi ve geleceğin ortak kaleminden satırlara sıçrayan döküntüler var. O döküntüler ki etin, kemiğin ve ruhun bir anlık buluşması. Belki sarı odalardan belki buğulu camlardan hatıralara yansıyan, anı kutularına dökülen cinsten... Evrende her şeyi kapsayan o dört hâlden daha kuvvetli ve onlardan çok daha büyük bir şey bu. Hepsinden daha büyük; yalnızca bir “hâl”... İnsan her hâlinden sorumludur. İnsan, her hâline dokunaklıdır. Yazdığı yazılar, el yazısı da olsa şiir de olsa düz yazı da olsa yine bir olma-hâli içerisindedir. Bazen aynalarda bir göz göze geliş ile kendisiyle kalakalma-hâli içerisindedir. O an, o anın içindedir. Ve belki de insan, hiçbir zaman olmaya değil, yalnızca olduğu hâliyle kalmaya yazgılıdır.
(Tanıtım Bülteninden)
Internet Explorer tarayıcısının 9.0 ve daha eski sürümlerini desteklememekteyiz. Web sitemizi doğru görüntüleyebilmek için tarayıcınızı güncelleyebilirsiniz, güncelleyemiyorsanız başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsiniz.