Roma, bir imparatorluktan çok daha fazlasıdır: Bir "mekân felsefesi"dir. Yolları, birliğe; tapınakları, kutsala; forumları, adalete açılır. Vatandaşlık, yalnız hukuki bir statü değil, kentin ruhuna karışan bir bilinçtir. Dolayısıyla her yapı, her meydan, her anıt; aklın, inancın ve iktidarın birlikte kurduğu bir düşünce haritasıdır.Düşünce - Mekân Diyalektiğinde Antik Roma Kentleri, tarihin en çok konuşulan uygarlıklarından birinin kentlerini, sadece arkeolojik kalıntılar ya da mimari düzenler olarak değil; bir düşünce sisteminin, bir dünya tasavvurunun mekânsal tezahürü olarak ele alıyor.Bu kitap, Antik Roma'nın krallık, cumhuriyet ve imparatorluk dönemlerini, her birini bir "düşünce katmanı" olarak çözümleyerek okura bir çağrıda bulunuyor: Kentlere sadece gözle değil, zihinle bakmak.Bugün modern dünyanın küresel kentine evrilen ekümenopolis tartışmalarının gölgesinde, Roma hâlâ bize bir şey söyler: İnsanın kurduğu her kent, eninde sonunda kendisini kurar. Antik taşlar arasında dolaşan o ses, hâlâ aynı gerçeği fısıldar: "Senin kentin, senin düşüncendir."
(Tanıtım Bülteninden)
Internet Explorer tarayıcısının 9.0 ve daha eski sürümlerini desteklememekteyiz. Web sitemizi doğru görüntüleyebilmek için tarayıcınızı güncelleyebilirsiniz, güncelleyemiyorsanız başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsiniz.